Devletin Unuttuğu Şey: Sevgi
Merhabalar, bugün biraz daha arka planda kalan bir konu hakkında konuşacağız bu konu : Sevgi-Devlet-İnsan ilişkisi...
Devlet denince akla ilk gelenler bellidir: kanun, düzen, sınır, yaptırım. Soğuk kelimelerdir bunlar; mesafelidir, resmîdir. Oysa devleti ayakta tutan şey yalnızca kanunlar değildir. Kanunlar, ancak insanların birbirine ve yaşadıkları yere dair bir bağ hissettikleri sürece anlam kazanır. İşte o bağın adı sevgidir. Ve ne yazık ki, sevgi uzun zamandır devlet düzeninin dışına itilmiş bir kavramdır.
Sevgi denince çoğu zaman bunu bireysel bir mesele sanırız. İki insan arasındaki bağ, aile içindeki sıcaklık, dostluklar… Hepsi doğrudur. Ama eksiktir. Çünkü sevgi yalnızca kalpte kalırsa toplum olur; düzenin içine girerse adalet olur. Bir yöneticinin halkına duyduğu sevgi, onu merhametli yapar. Bir öğretmenin öğrencisine duyduğu sevgi, eğitimi ezberden kurtarır. Bir yurttaşın başka bir yurttaşa duyduğu sevgi, kutuplaşmanın önüne set çeker.
Sevginin olmadığı yerde düzen, sadece korkuyla ayakta durur. Korkuyla kurulan düzen ise ilk sarsıntıda yıkılır. İnsanlar birbirini rakip, tehdit ya da “öteki” olarak görmeye başladığında; devlet ne kadar güçlü görünürse görünsün içten içe çürümeye başlar. Çünkü toplum dediğimiz şey, ortak duygularla örülür. Sevgi çekildiğinde geriye sadece kalabalıklar kalır.
Bugün insanların birbirine tahammül edemediği bir yerde yaşıyoruz. Aynı sokakta yürüyenler birbirine yabancı, aynı ülkenin yurttaşları birbirine düşman gibi. Devlet bu noktada tarafsız kalamaz. “Bu benim alanım değil” diyemez. Çünkü insanlar arasındaki sevgi zayıfladığında, devletin adaleti de zayıflar. Adalet, sevgiyle beslendiğinde eşit olur; sevgiden koptuğunda ise seçici hâle gelir.
Sevgi, devleti yumuşatmaz; insanileştirir. Sertliği azaltmaz; anlam kazandırır. Bir çocuğun aç kalmamasını önemsemek sevgidir. Bir işçinin hakkını korumak sevgidir. Bir ağacı kesmeden önce durup düşünmek sevgidir. Bunlar romantik laflar değil; sağlıklı bir düzenin temel taşlarıdır.
İnsanlar arasında sevgi yoksa, ne demokrasi işler ne hukuk. Çünkü kimse başkasının acısını umursamaz. O zaman hak, sadece “benim” olur; adalet sadece “bana” çalışır. Oysa sevgi, insana şunu öğretir: “Başkası da benim kadar insandır.”
Belki de bugünün en büyük krizi ekonomik ya da siyasi değil; duygusal bir krizdir. Birbirini anlayamayan, dinlemeyen, sevmeyi zayıflık sanan bir toplumun güçlü bir devleti olamaz. Devlet, insan içindir. İnsan sevgisiz kaldığında, devlet de ruhunu kaybeder.
Bu yüzden sevgi bir lüks değil, bir zorunluluktur. Devlet düzeninin kenar süsü değil, merkezidir. İnsanlar arasındaki sevgi güçlendikçe; kanunlar daha adil, yönetim daha vicdanlı, gelecek daha yaşanabilir olur. Çünkü sevgi, bir ülkenin yazılmayan ama en güçlü anayasasıdır.
Umarım düşüncelerimi iyi anlatabilmişimdir. Kendinize iyi bakınız, iyi günler😊
Yazan: G.Ö
Yorumlar
Yorum Gönder