Bitmeyen Kavgalarımız
Dünya, büyük savaşların gürültüsüyle döndüğünü sanır; oysa en amansız muharebeler, insanın en sessiz kaldığı anlara sığar. Kavgayı hep dışarıda, başkalarıyla yapılan bir ağız dalaşı ya da fiziksel bir çarpışma sanmak büyük bir yanılgı. Asıl kavga; bir okul sırasının gıcırtısında, kalabalık bir otobüsün camına yaslanan o yorgun alında ya da tam bir şeyler söyleyecekken yutkunulan o boğaz düğümünde saklıdır. İnsanın bu içsel didişmesi hiç bitmez. Kimimiz hürriyetin o uzak ama keskin kokusunu almak, başkasının çizdiği sınırların dışına taşmak için dövüşür; kimimiz ise sadece "Ben neden buradayım?" sorusunun ağırlığı altında kendi varlığını ayakta tutmaya çalışır. İnsan, doğası gereği bir çatışma alanıdır ve bu çatışma aslında yaşadığımızın en dürüst kanıtıdır. Bir yanımız her şeyi bırakıp gitmek isterken diğer yanımızın o okul sırasına sımsıkı tutunması, bir tarafımız hayallerin peşinden koşarken diğer tarafımızın gerçeklerin soğuk duvarına çarpması... İşte bizi diri tutan, dam...